Bilişimcinin günahı ne?
haber servisi | Ara 07, 2011 | Yorumlar 0
Murat Göçe – BT Güvenlik İş Yönetim Danışmanı / Bilgi Üniversitesi Bilişim Hukuku Öğretim Görevlisi
Siz hiç araba alırken “30 gün deneyeyim, memnun kalırsam satın alırım” diyebildiniz mi? Ya da evinize televizyon alırken? Açıkçası ben diyemedim, diyebilen bir yakınıma da rastlamadım. Bunu bırakın, girdiğim mağazada “önce çalıştırın bir göreyim, beğenirsem alırım” bile diyemedim.
Peki, bilgisayar ya da yazılım satarken durumun nasıl olduğu hakkında bilginiz var mı? Alıcı durumundaki firmalar öncelikle ihtiyaçlarını belirler ve birçok firmadan teklif toplarlar. Sonra herhangi bir nedenle isteklerini değiştirip yeniden teklif isteyebilirler. Satıcı firmalar bazı projelerde alıcı durumundaki firmanın adeta kapısında yatar, bazı durumlarda hediyeler oluk gibi akar, satın alma ile ilgili kişiye hoş gözükülmeye çalışılır. Sonra alıcı firma, bu aday firmalardan en iyi hizmeti veren bilgisayar firmasını seçerek ürün veya hizmeti en düşük fiyatla almaya çalışırlar. Bu aşamaların her biri olağandır, hiç kimse yadırgamaz. Sonuç olarak da satıcı firma en büyük tavizleri vererek en düşük kar marjı ile satış yapma durumunda kalır. Ürünler bazen sıfır bazen de düşük kapora ile teslim edilir. Yaklaşık 30 gün süren sözüm ona testlerden sonra kabul edilir ve ödemesinin yapılmasına karar verilir, ilk ödeme günü bazen 15 gün sonra olabildiği gibi ödeme anında alınan çekin vadesi bir anda 30 gün fazla da olabilir.
Bunu kampanya duyurularını takip etmiş bir kişinin otomobil almasına uyarlayalım. Öyle oto galerisine gitmeye gerek yok, sekreterinize birkaç galericiyi aratıp teklif isteyebilirsiniz. Zaten oto galerisi satıcıları sık sık sizi ziyaret ettiği için aramanıza bile gerek yoktur. Teklifleri toplayıp, sonra fikrinizi değiştirip başka bir otomobil planlayabilirsiniz. Bunu defalarca tekrar etmenizin hiçbir sakıncası yoktur. Tekliflerin en düşüğünü seçip, en uzun ödeme vadesi ve garanti süresi olanı seçebilirsiniz. Sonra aracı 30 gün istediğiniz gibi kullanır, beğenirseniz alır, beğenmezseniz de iade eder, bir de o firmayı da ürünü de her yerde kötüleyebilirsiniz.
Yukarıdaki şaka yollu benzetmeyi bir köşeye kaldırsak bile, gerçek bilişimci olabilmek için yıllarca tahsil görmek ve sonrasında literatürü takip etmek zorundasınız. Sürekli eğitimler alarak bilgilerinizi güncellemek hatta sertifika sınavlarına girerek bunu da belgelemeniz gerekir. Ürün ve hizmetlerinizi alıcıların istediği şartlara uygun tavizle sattığınız sürece ayakta kalabilirsiniz. Bütün bunları yapmaya mecbur olmayan galerici isterse bir günde Bilgisayar firması açabilir ve size fiyatlarıyla rakip olabilir. Çünkü Bilgisayar firması kurmak için herhangi bir belgeye ihtiyacı yoktur, herkes bilgisayar firması açabilir.
Siz meslektaşları tartaklandı diye bilişimcilerin yürüyüş yaptığını gördünüz mü hiç? Taksici için yapılır, doktor için yapılır ama bilişimci için yapılmaz. İstisnalar hariç, bir bilişimci ne bir doktor, ne bir savcı kadar itibar görmez, saygınlık kazanamaz. Galerici kadar para kazanamaz, işlerinin kötü gitmesi durumunda ise hiçbir güvencesi yoktur. Bütün tanıdıklar bedelsiz iş yaptırmayı dener. Onarırsanız iyi onaramazsanız bilgisiz olarak etiketlenirsiniz. Hasta ölünce doktor elinden geleni yapmıştır, bilgisayar teknisyeni bilgisayarı onaramazsa ya zeka özürlüdür ya da cahil.
İşte budur bilişimcinin kaderi. Yatırım maksimum seviyede iken getirisi ortalama ticaret yapanlardan hallice bile değildir. 20 yıl önceki saygınlık da yoktur, kazanç da. Bu yazı ile saygınlığı beklemek gibi bir hedefim yok, kazanç ise artık aslanın ağzında. Ama en azından gerçek bilgisayarcıları yani eğitimini almış, kendisini sürekli geliştirerek katma değer üreten ya da bu işe yıllarını vermiş emekçileri birilerinin düşünmesini isteyebilirim. Henüz kendi adıyla bırakın bakanlığı, bir meslek odası bile olmayan bilişimcileri çatısı altına alıp koruyacak, geliştirecek devlet bekleyebilirim.
Dünyada en fazla facebook kullanıcısına sahip olmakla, MSN’i daha çok kullanmakla, kendimizin üretmeyi beceremeyip ABD ve Rusya’dan getirdiği ürünleri satmakla bilişim toplumu olunmaz, büyüklerimiz önce bilişim toplumunu anlamalı sonra da bilişim toplumu olmak için gereken adımların atılmasını sağlamaya çalışmalıdır. Bu aralar toprağa vermeye başladığımız ilk nesil bilgisayarcı abilerimizin kemikleri sızlamaktan da böyle kurtulur. Bizler de geleceğe biraz daha güvenle bakarız. Güvenli günler dileklerimle.
Filed Under: Makaleler







